Ultra trail yarışlarının en prestijli organizasyonu olan UTMB World Series, dillere destan finaliyle şampiyonlarını belirledi. ‘Büyük Final’in adresi, UTMB efsanesinin doğduğu topraklar olan Chamonix’ydi. Patika koşuları tutkunu olarak ultra trailin ‘nirvana’ organizasyonunu ilk kez yerinde deneyimleme fırsatı buldum.
11-13 Eylül’de ikinci kez düzenlenecek Kaçkar by UTMB öncesi Rize Valiliği’nden bir heyetle birlikte hem gözlem yapmak hem de bu eşsiz tecrübeyi yaşamak için Mont-Blanc Dağı’nın Fransa topraklarında bulunan bu şirin dağ kasabasında aldık soluğu. Cenevre Havalimanı’na indikten sonra 88 kilometrelik mesafeyi yaklaşık 1.5 saatlik yolculukla kat edip Chamonix’ye ulaştık.

Öncelikle Chamonix’den bahsedeyim. 116.5 kilometrekarelik yüzölçümüyle İstanbul’un Tuzla ilçesi büyüklüğünde bir kasaba. 2023 verilerine göre nüfusu 8705. Şimdi olsa olsa 9000, en fazla 9500 kişi. 1 hafta süren dev organizasyonda start alan sporcu sayısı yaklaşık 11 bin! Onların yakınları, ultra trail meraklıları, 600 kişilik dev bir basın ordusu derken Chamonix’ye gelen ziyaretçi sayısı 50 bin civarı. Spor turizminin küçük bir yerleşim birimine nasıl çağ atlatabileceğini bu rakam üzerinden siz düşünün!
Kasaba merkezinde 60’a yakın aktif otel bulunuyor. Çevredeki dağ evleri, apart daireler, pansiyonlar ve hosteller dahil edildiğinde konaklama tesisi sayısı 2200’ü zorluyor. Önümüzdeki yıl bu etkinliği kasaba merkezinde konaklayıp izlemek isterseniz şimdiden geç kalmış olabilirsiniz! Zira yarışlar biter bitmez bir sene sonrası için rezervasyonlar doluyor. Biz de kasabaya 35 kilometre uzaklıktaki bir otelde zar zor yer bulduk.
İlki Sadece Fragmanmış!
Kasabaya perşembe öğleden sonra vardık. Geldiğimizde 60 kilometre (OCC) parkurunun kazananları bitiş çizgisine ulaşmak üzereydi. Finiş ‘tag’ından geriye doğru yüz metrelerce uzunlukta sıralanmış mahşeri bir kalabalık düşünün. En öndeki sporcunun yaklaştığını bildiren ‘el çanı’ çalar çalmaz kulakları sağır eden bir gürültü koptu. Kimi alkış, kimi bariyerlerin üzerine asılı reklam tabelalarına vurarak şampiyona adeta resmi geçit düzenliyordu.

O anki ambiyansı kelimelerle anlatmam zor, gerçekten yaşamanız lazım. Onbinlerce insan belki de hiç tanımadığı bir atlete sevgi gösterisinde mi bulunuyordu yoksa başka bir aşk mı yaşıyordu! Sorunun cevabı bence ikincisi. Onlar; bu sporun barındırdığı zor şartlara meydan okumaya, pes etmemeye, centilmence yarışmaya hatta belki de kendi çaplarında bir zorluğa isyana tutkundu!
Tabii OCC finalinin sadece bir fragman olduğunu sonradan anladık! Aynı gece, bir sonraki gün koşulacak 101K (CCC) parkurunun nasıl geçeceği konusunda fikir alışverişinde bulunurken telefonlarımıza sarı kodlu fırtına ve yıldırım uyarısı düştü.
Ah Be Güzel Teyzem…
Yaklaşık 4805 metre irtifası ile Alpler’in ve Batı Avrupa’nın en yüksek dağı olan Mont-Blanc’ta geliyordu, gelmekte olan! Chamonix’de yaklaşık 25 yıldır bu etkinliği düzenleyen UTMB ekibi tecrübeliydi. Gece yarısı, sporcu güvenliği açısından parkur ince rötuşlarla yeniden revize edildi. Kaçarı yok, o yarış koşulacak! Onbinlerce insan, bunun için burada.

Sabah start için otelden ayrıldığımızda Rize Valiliği’nden gelen ekibin bizler için özel olarak hazırlattığı rüzgarlığı üzerimize giydiğimizde terledik. Bırakın fırtınayı, güneşlenip bronzlaşacağınız bir hava! Chamonix’ye yaklaştığımızda önce gri, ardından simsiyah bir gökyüzü bizi karşıladı. Şiddetli rüzgarla birlikte aniden bastıran sağanak yağmur nedeniyle seyirciler, atletlerden daha hızlı koşuyordu sığınacak yer bulmak için!
Ben, gazeteci büyüğüm Uğur Demirkırdı ve bizim Chamonix’deki elimiz, kolumuz, kaptan rehberimiz Carole Muller için gece yarısı 00.00’da kapılarını açan bir şans oyunları binasının verandası düştü korunmak için. Akabinde 70’li yaşlarını devirmiş bir hanımefendi geldi yanımıza. Bisikletini iterken sırılsıklam olmuş. Kuru kalmak için Allah’ın rahmetinden kaçan bize önce, Fransızca ‘günaydın’ dedikten sonra “Ne güzel yağıyor mübarek” dercesine bir bakış attı. Ardından, “Siz burada yenisiniz herhalde” minvalinde tebessüm etti. Sağol teyzem, bize Chamonix’nin değişken havasına karşı tecrübesizliğimizi iliklerimize kadar hissettirdiğin için!
Gövde Gösterisi Yaptılar
Hava ne zaman dinecek derken 10 dakika ya geçti ya geçmedi güneş, Mont-Blanc zirvesinden kendini gösterdi. Masmavi ve pırıl pırıl bir hava, bizi yeniden yarış havasına soktu. CCC’nin startına tanıklık ettik bu sefer. Bir gün önce finişte olan topluluk, kalabalık bile değilmiş meğer! Tam anlamıyla bir izdiham. İnsanlar start anından görüntü alabilmek için birbirlerini eziyordu neredeyse!
Ardından saatler geçti, biz Napoli usulü yapılan pizzaların tadına bakarken sporcuları beklemeye başladık. Kasabanın birçok noktasında kurulan dev ekranlarda yarış naklen yayınlanıyordu. Öyle bir kitle vardı ki, ilerleyen saatlerde yoğun yağmura rağmen yerlere oturmuş yarışı izliyordu. Derbi maçı gibiydi. Kah bir atlet öne geçince alkış kopuyor, başka bir sporcu liderliği alsa tezahüratlarla ortalık inliyordu.

Soluklanmak için bitiş güzergahı yakınlarında bir cafede rica minnet bir masa bulduk. O kalabalıkta, bu bile büyük nimet. Yarım saat sonra cafe sınırları içinde bizden başka tek bir insan bile yoktu. Nereye kayboldular derken çan sesi kulağımızda çınladı. Evet, geliyorlardı. Bitiş çizgisini gören çevre binaların balkonları hınca hınç dolmuş, yol kenarlarındaki bariyerler insan seliyle ulaşılamaz hale gelmişti. 101K şampiyonları da adeta gövde gösterisi yaparak geçti coşkulu kalabalığın önünden.
Kaçkar’da Ev Sahibi Biziz!
Ve artık beklenen an için geri sayım başladı. Fırtına uyarısı nedeniyle saat 18.45’te başlaması gereken UTMB World Series’in gözbebeği 174K finalinin startı 20.45’e ertelendi. Ama bu, kimsenin umurunda değildi. 16.45 gibi startı izlemek için toplanan kalabalık, yoğun yağış altında 4 saatten fazla başlangıç noktasından ayrılmadı. Tuvalete bile gidemezsin, gidersen de dönüşün olmaz! İşte öyle bir kalabalık.
Yaklaşık 3000 atletin boy gösterdiği büyük finalin startını en hakim noktadan izleyecek şanslı insanlar vardı. Bizim içinde bulunduğumuz heyetten Rize Vali Yardımcısı Sayın Abdullah Kurt neyse ki o grubun içindeydi. “Medarıiftihar”ımız olarak büyülü ana şahitlik edip bizi balkondan selamladı. Uğur Demirkırdı ile ben, yaptığımız tüm şirinliklere rağmen listede adımız olmadığı için kapıdaki güvenlik abla tarafından geri çevrilip balkona çıkamadık ve o mertebeye erişemedik.
Neyse, canları sağ olsun. Deplasmandaydık, sesimizi çıkarmadık. Ama kimse unutmasın ki, 11-13 Eylül’de düzenlenecek Kaçkar by UTMB’de de ev sahibi biziz! Yok şaka, şaka. Bizde misafir, baş tacıdır… Egomuz yok, tereddüt etmeden başımızın üzerinde ağırlarız. Balkon, malkon feda olsun. Hiç sorun değil…

Savaş Kazanmış Komutan Gibi…
Herkes 174K finaline odaklanmışken çalan müzik, insanın tüylerini diken diken ediyordu. Bir yanda büyük bir coşku yaşanırken diğer tarafta ise sporcuların yakınları, sanki atletleri bilinmeze uğurlar gibi hüzünlüydü. 3000 atletin start çizgisinden koşuya başlaması uzun dakikalar sürdü. O anda Chamonix’de yer, yerinden oynadı.
18 saati biraz aşan sürede ilk sporcu ufukta belirdi. İnsanların o andaki tezahüratları, kilometrelerce uzaktan duyuldu. Savaş kazanmış komutan edasıyla seyircileri selamlayarak bitiş çizgisini en önde geçen elit atletlerin ardından yaklaşık 5 dakikada bir başka bir sporcu bitirdi parkuru. Hepsi aynı içtenlikle karşılandı. Son metreleri, yol kenarında bekleyen çocuklarıyla koşanlar mı dersiniz yoksa seyirciyle ‘çak’ yaparak gelenler mi…
Evet Chamonix’de bir UTMB World Series finali daha geride kaldı, hem de damakta tat bırakarak… Başlıkta dediğim gibi, Chamonix gerçekten bu işin Vakkosu…
📱 Koşu ile ilgili en güncel haberler ve özel içerikler için Instagram hesabımızı takip etmeyi unutmayın.
